Katmerin üzerine ne konur? Bir yiyecekten daha fazlası üzerine toplumsal bir okuma
İstanbul’da yaşamak, her gün farklı bir hikâyenin içine karışmak gibi. Metroda yan yana oturduğun insanların yüzlerine bakmadan bile onların hayatlarına dair bir şeyler sezebiliyorsun. Bazen bu hikâyeler bir simitçinin el hareketinde, bazen bir okul çıkışı kalabalığında, bazen de çok daha basit bir soruda gizli oluyor: Katmerin üzerine ne konur?
Bu soru ilk bakışta sadece gastronomik bir detay gibi duruyor. Ama biraz dikkatle bakınca, aslında toplumun nasıl düşündüğünü, kimlere nasıl alan açtığını ve hangi alışkanlıkların kimler tarafından “normal” kabul edildiğini gösteren bir pencere gibi.
Katmerin üzerine ne konur? Günlük hayattan bir sahne
Geçen hafta Kadıköy’de bir fırının önünden geçerken küçük bir tartışmaya şahit oldum. İki kişi katmer almıştı. Biri “üzerine bol tahin koymuşsunuz ama biraz fazla tatlı olmuş” dedi, diğeri ise “biz böyle seviyoruz” diye karşılık verdi.
Basit bir diyalog gibi görünüyordu ama orada çok daha derin bir şey vardı: tercihlerin “doğru” ve “yanlış” olarak sınıflandırılması.
İçimdeki gözlemci taraf şunu düşündü:
İnsanlar sadece yemeği değil, tercihleri de tartışıyor.
İçimdeki sosyal bilimci ise şunu ekledi:
“Katmerin üzerine ne konur?” sorusu aslında kimin neyi seçme hakkına sahip olduğu sorusudur.
Toplumsal cinsiyet ve mutfak: görünmeyen roller
İstanbul’da bir evin içine girdiğinizde, katmer çoğu zaman görünmeyen bir emeğin ürünü olarak karşınıza çıkar. Hamuru açan, içini hazırlayan, üzerine ne konacağına karar veren çoğu zaman kadınlardır. Ama bu emeğin adı çoğu zaman “yardım” olur, “iş” değil.
Bir dernek çalışmasında kadınlarla yaptığımız bir sohbeti hatırlıyorum. Bir katılımcı şöyle demişti:
“Biz katmer yaparken aslında sadece yemek yapmıyoruz. Herkesin sevdiği şeyi ayarlıyoruz. Ama biri gelip ‘üzerine ne konur?’ diye sorduğunda karar yine başkasına ait oluyor.”
Bu cümle uzun süre aklımdan çıkmadı.
Çünkü mesele sadece katmerin üzerine ne konacağı değil, kimin karar verdiği meselesiydi.
İçimdeki sorgulayıcı taraf
İçimdeki sorgulayıcı taraf şöyle diyor:
“Eğer bir evde katmerin üzerine konan şey sürekli tek bir kişinin tercihine göre belirleniyorsa, orada eşitlikten bahsetmek mümkün mü?”
Bu soru sert geliyor ama sokakta gördüklerim bunu destekliyor.
Bir otobüste, sabah işe giden kadınların telefon konuşmalarına kulak misafiri oluyorum. Çoğu zaman yemek planı, ev düzeni, çocukların tercihleri konuşuluyor. Ama aynı konuşmalarda karar mekanizması hep başkalarına ait gibi.
Çeşitlilik: Katmerin üzerine ne konur sorusunun farklı cevapları
İstanbul gibi bir şehirde “tek doğru” diye bir şey yok. Katmerin üzerine ne konur sorusu bile mahalleye, kültüre, ekonomik duruma ve hatta kuşak farkına göre değişiyor.
Bazı yerlerde tahin ve şeker öne çıkarken, bazı evlerde kaymak vazgeçilmez. Bazı gençler çikolatalı versiyonlar deniyor, bazıları ise geleneksel tariften şaşmıyor.
Ama burada önemli olan şu: Bu çeşitlilik gerçekten eşit mi?
Bir üniversite kantininde gözlem yaparken şunu fark etmiştim. Daha “modern” görülen seçenekler genellikle daha yüksek fiyatlıydı. Yani aslında tercih değil, ekonomik erişim belirleyici oluyordu.
İçimdeki analitik taraf devreye giriyor:
“Seçeneklerin çokluğu, her zaman özgürlük anlamına gelmez. Bazen sadece farklı fiyat segmentleri vardır.”
İçimdeki insan ise daha basit düşünüyor:
“Bazı insanlar katmeri istedikleri gibi yiyemiyor bile.”
Sosyal adalet: görünmeyen eşitsizlikler
Sosyal adalet dediğimiz şey çoğu zaman büyük kavramlarla anlatılır: eğitim, sağlık, iş gücü… Ama bazen en basit sofralarda görünür hale gelir.
“Katmerin üzerine ne konur?” sorusu bile aslında kaynaklara erişimle ilgilidir. Çünkü herkes aynı malzemelere, aynı zamana ve aynı imkânlara sahip değildir.
Bir saha çalışmasında Esenyurt’ta bir aileyle konuşmuştuk. Kadın, çocuklarının sevdiği şeyleri katmere koymak istediğini ama bazı malzemelerin pahalı olduğu için alamadığını söylemişti. Şöyle demişti:
“Bizde katmerin üzerine ne konur sorusu biraz da cüzdana göre değişir.”
Bu cümle aslında tüm teoriyi bir anda sadeleştirmişti.
İçimdeki mühendis hesap yapıyor
İçimdeki mühendis burada sessizce şunu düşünüyor:
“Eğer bir sistemde tercih özgürlüğü ekonomik kapasiteye bağlıysa, o sistem tam anlamıyla eşit değildir.”
Ama içimdeki insan buna daha duygusal bir yerden bakıyor:
“İnsanların aynı şeyi aynı şekilde deneyimleyememesi sadece ekonomik değil, duygusal bir fark da yaratıyor.”
Toplu taşımada gözlemler: katmer kadar sıradan ama katmanlı hayatlar
Metrobüste sabah saatlerinde yan yana oturan insanların hayatları birbirine değmeden akıp gidiyor. Ama bazen küçük konuşmalar duyuyorum.
Bir genç, telefonda annesine “katmer aldım, üstüne ne koyayım?” diye soruyor. Karşı taraftan gelen cevap net: “Tahin koy ama fazla kaçırma.”
Bu basit diyalog bile bir şeyi gösteriyor: kararlar çoğu zaman kolektif ama aynı zamanda hiyerarşik.
Kim karar veriyor? Kim uyguluyor? Kim sadece takip ediyor?
Bu sorular, katmerin üzerine ne konur meselesini çok daha geniş bir çerçeveye taşıyor.
İş yerinde görünmeyen dinamikler
Çalıştığım sivil toplum kuruluşunda öğle aralarında yemek konuşmaları sık geçer. Bir gün biri katmer getirmişti. Herkes farklı bir şey önerdi:
“Üzerine bal koy”
“Tahin daha iyi olur”
“Hiçbir şey koyma, sade kalsın”
Bu küçük tartışma bile aslında iş yerindeki güç dinamiklerini yansıtıyordu. Kim daha çok konuşuyor, kim daha çok dinleniyor, kim fikrini kabul ettiriyor?
İçimdeki gözlemci taraf şunu not ediyor:
“Basit bir yiyecek bile mikro düzeyde sosyal hiyerarşileri görünür kılıyor.”
Kim için ne konur? Görünmeyen normlar
Katmerin üzerine ne konur sorusu, aslında “kimin zevki standarttır?” sorusuna da dönüşüyor.
Bazı tatlar “geleneksel” diye daha çok kabul görürken, bazıları “yenilikçi” diye kenara itiliyor. Bazı tercihler “aile işi” olarak görülürken, bazıları “bireysel istek” olarak değerlendiriliyor.
Bu ayrım bile başlı başına bir güç ilişkisi.
İçimdeki insan burada sessizce şunu söylüyor:
“Belki de mesele ne konduğu değil, kimin kararının görünür olduğu.”
Mahalle kültürü ve ortak kararlar
İstanbul’un eski mahallelerinde hâlâ ortak karar alma kültürü var. Katmer yapılacağı zaman komşular fikir verir, çocuklar tadına bakar, büyükler son kararı verir.
Ama yeni apartman yaşamında bu süreç daha bireysel hale geliyor. Herkes kendi katmerini yapıyor, kendi üzerine ne koyacağına kendi karar veriyor.
Bu değişim özgürlük gibi görünse de aynı zamanda yalnızlaşmayı da beraberinde getiriyor.
İçimdeki analitik taraf şöyle diyor:
“Topluluk temelli karar mekanizmaları zayıfladıkça, bireysel yük artar.”
İçimdeki insan ise ekliyor:
“Eskiden bir tepsinin etrafında daha çok insan vardı.”
Katmerin üzerine ne konur? Sonuçsuz ama anlamlı bir soru
Günün sonunda bu soru tek bir cevaba sahip değil. Katmerin üzerine ne konur, sadece mutfakla ilgili bir tercih değil; kimliğin, ekonomik koşulların, toplumsal rollerin ve kültürel alışkanlıkların kesiştiği bir alan.
İstanbul’da sokakta yürürken gördüğüm her insanın bu soruya farklı bir cevabı var. Kimisi için tahin, kimisi için kaymak, kimisi için sadece sade bir dilim.
Ama belki de en önemli nokta şu: Bu sorunun kendisi bile bize bir şeyi hatırlatıyor. Tercihlerimiz hiçbir zaman tamamen bireysel değil; içinde yaşadığımız toplumun izlerini taşıyor.
İçimdeki mühendis bunu bir model gibi görüyor.
İçimdeki insan ise bunu bir paylaşım biçimi olarak hissediyor.
Ve ikisi de aynı noktada buluşuyor:
Katmerin üzerine ne konur sorusu, aslında birlikte yaşama biçimimizi anlatıyor.